KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI
Newcastle (Yalancı Veba) Hastalığı

Newcastle (Yalancı Veba) Hastalığı

Newcastle (yalancı veba) hastalığı halk arasında kıran hastalığı olarak da bilinir. Newcastle (yalancı veba) hastalığı Newcastle diseaseNewcastle Krankheit ve Maladie de Newcastle olarak da anılmaktadır. Newcastle (yalancı veba) hastalığı kanatlıların solunumsindirim ve sinir sistemlerinde bozukluklar meydana getiren, çok bulaşıcı ve öldürücü viral bir hastalığıdır.

Newcastle (yalancı veba) hastalığı, kanatlı hayvan yetiştiriciliği yapılan bütün ülkelerde büyük bir problem olarak zaman zaman ortaya çıkmakta ve büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Ancak bu enfeksiyon, Amerika ve Avrupa’nın birçok ülkelerinde kesin önlemler ve ciddi aşılama programlarının uygulanması sonucu tamamen kontrol altına alınmış bulunmaktadır. Özellikle, tavukçuluğun yeni geliştiği ülkelerde hastalık önemli bir sorun olarak görülmektedir. Bunun yanısıra tavuk yetiştiriciliği alanındaki hızlı gelişmeye paralel olarak teknolojik bilgilerin istenilen düzeyde gelişememesi ve gerekli önlemleri alacak kuruluşların yeterli olmayışı nedeniyle, infeksiyon böyle ülkelerde büyük ekonomik kayıplara neden olmaya devam etmektedir. Türkiye’de infeksiyonun ilk olarak 1946 yılında geniş bulaşmalara yol açtığı görülmüş ve sonraları alınan hijyenik önlemler ve sistematik aşı uygulamaları ile büyük ölçüde hastalığın kontrol altına alınmasına çalışılmıştır. Fakat, halen yurdumuzda zaman zaman epidemik karakterde hastalık olaylarına rastlanmaktadır.

Yalancı Vebanın Etiyolojisi

Newcastle hastalığının etkeni, filtreleri geçebilen myxovirüs’lerin Paramyxoviridae gurubuna ait ve RNA karakterinde genetik madde taşıyan bir virüsdür. Virüs partikülleri karakteristik helikal yapıda olup, 100-300 nanometre çapındadır ve lipid içeren bir zarfla çevrilmiştir. Bu virüsün en önemli özelliği eritrositlerin yüzeylerine adsorbe olarak onların kümeleşmesine neden olmasıdır. Etkenin bu hemaglutinasyon özelliği aşılama sonu bağışıklığı saptamada ve hastalığın teşhisinde direkt ve indirekt olarak büyük yararlar sağlar.

Newcastle virüsü formalinalkolmertioletlipid eriticileri ve lizol tarafından kolaylıkla inaktive edilir. Termolabil olup suşların çoğu 60 °C ve 30 dakikada inaktive olur. Ancak,immunojenitelerini kaybetmezler.

Newcastle virüsünün morfolojik ve kimyasal yapıları aynı, fakat biyolojik özellikleri yönünden farklı başlıca 3 patojenik tipi bulunmaktadır. Bunlar da,

1-Lentojenik suşlar: Bunlar, hayvanlarda çok hafif veya gizli infeksiyonlara yol açmakta ve ölüm oluşturmamaktadırlar. Bu virüslerle oluşan infeksiyon, genellikle, sadece hafif bir solunum yolu bozukluğu ile karakterizedir. Böyle virüsler arasında HB1, La Sota, F, vs. suşları bulunmaktadır. Embriyolu yumurtadaki öldürme zamanı (MDT) 96-168 saatler arasında, günlük civcivlerdeki beyin içi patojenite indeksi (ICPI) 0.0-O.4 ve 6 günlük civcivlerdeki intravenöz patojenite indeksi ise (IVPI) 0.0’dır. Civciv embriyo fibroblastlarmda oluşturdukları plaklar ortama magnezyum veya dietilaminoetil (DEAE) ilavesiyle indüklenebilir. Lentojenik suşlar çoğunlukla aşı üretiminde kullanılırlar.

2-Mezojenik suşlar: Orta derecede virulense sahiptirler ve hayvanların solunum ve sinir sistemlerinde bozukluklar meydana getirirler. Duyarlı tavuklarda parenteral yolla yapılan inokulasyon orta derecede ve beyin içi yapılan inokulasyonda da ciddi bir hastalık tablosu oluştururlar. Fazla stres faktörlerinin bulunduğu kümeslerde ve antikor taşımayan hayvanlarda ölümler şekillenir. Böyle virüsler arasında RoakinKomarovMukteswar, MK-107 vs. suşları bulunmaktadır. MDT 44-70 saat, ICPI 0.4-1.9 ve IVPI ise 0.00.5’tir. Mezojenik virüsler civciv embriyo fibroblastlarında açık renkli plaklar oluştururlar. Bazı ülkelerde bunlardan aşı suşu olarak yararlanılmaktadır.

3-Veloienik suşlar: Bu gruba dahil virüsler çok bulaşıcı ve öldürücüdürler. Hayvanlarda ölümle son bulan solunum, sindirim ve sinir sistemlerine ait bozukluklarla beliren infeksiyonlara yol açarlar. Böyle virüsler arasında MilanoHertsGBİsrailÇorum, vs. gibi suşlar sayılabilir. Velojenik virüslerde MDT 40-70 saat. ICPI 2.0-3.0 ve IVPI ise 0.5-2.8 ’dir. Velojenik virüsler sitopatik etkiye sahiptirler ve civciv embriyo fibroblastlarında açık renkli plaklar oluştururlar. Bunlar eprüve suşu olarak kullanılırlar.

Newcastle (yalancı veba) hastalığı virüsü, ayrıca tropizm gösterdiği organlara göre de;

1-Pnömotropik (Solunum yoluna afinitesi olan),

2-Visserotropik (Sindirim sistemine afinitesi olan),

3-Nörotropik (Sinir sistemine afinitesi olan) suşlar olmak üzere de klasifiye edilmektedir.

Pnömotropik virüs suşları şiddetli solunum yolu lezyonları oluştururlar ve kanatlı hayvanlarda değişik derecede solunum güçlükleri görülür. Bazı kanatlılarda felçler de şekillenir. Visserotropik virüs suşları başta sindirim yolu olmak üzere solunum sisteminde de lezyonlar oluşturur. Bu suşlar ön midede şiddetli hemorajilere ve barsaklar da ise küçük kanamalara veya ülserlere neden olurlar. Virulent olan nörotropik velojenik suşlar ise sinirleri etkilediklerinden felçlere ve sinirsel bozukluklara yol açarlar.

Newcastle (yalancı veba) hastalığı virüsü duyarlı kanatlı hayvanlarda doku kültüründe ve embriyolu yumurtada ürer. Virüsün duyarlı tavuklarda üretilmesi pratik değildir. Ancak, suşların tipiendirilmesinde bu işleme başvurulur. Velojenik suşlar, duyarlı tavuklara verildiğinde çoğunlukla ölümle sonuçlanan şiddetli infeksiyon oluştururlar. Mezojenik suşlar, orta şiddette veya hafif bir infeksiyon oluşturur ve ender hallerde ölüm yapar. Lentojenik suşlar ise belirgin bir hastalık oluşturmazlar

Newcastle virüsü doku kültüründe üretildiğinde ya hücrelerin nekrozuna veya hücrelerin formasyonlarında ve fizyolojik yapılarında değişmelere neden olurlar. Bu değişmeler hücrelerin boya alma kapasitelerinin artması veya dev hücrelerinin oluşumu ile karakterizedir. Newcastle virüsü, çeşitli doku kültürlerinde ürer ve plaklar oluşturur. Monolayer hücrelerde virüsün üremesiyle tahrip edilen veya yapıları değişen hücrelerin oluşturdukları kenarları belli, gözle görülebilen iki tip plak oluşmaktadır. Birinci tip plaklar beyaz, berraktır ve virüsün ürediği hücrelerin tahrip edilmesi ile oluşur. İkinci tip plaklar ise kırmızı plaklardır. Virüsün ürediği hücrelerin boya alma kapasitesinin değişmesi sonu görülür. Velojenik ve mezojenik suşlartavuk embriyo fibroblast (CEF) hücrelerinde 96 saatte CPE ve plaklar oluşturur. Lentogenik suşlar ise CPE oluşturmalarına karşın, doku kültürlerine magnezyum ve DEAE (Dietylamino ethyl) ilave edilmediğinde plaklar oluşturamazlar.

Newcastle virüsünü üretmek için en çok kullanılan canlı sistem embriyolu tavuk yumurtasıdır. Genellikle tüm NHV suşları embriyoları öldürür. Lentojenik suşlar bazen yumurta sarısında antikor bulunan yumurtaları öldürmeyebilir. Mezojenik ve velojenik suşlar ise embriyoda süratle infeksiyon oluştururlar ve yumurta sarısında antikor bulunması üremelerini, ölüm yapmalarını etkilemez. Oluşan infeksiyonun derecesi inkübe edilen yumurtanın ısısına, embriyonun yaşına, inokule edilen virüsün miktarına göredeğişkenlik gösterir. İnkübasyon ısısı 37 °C ’den fazla, embriyo genç ve inokule edilen virüs miktarı fazla ise infeksiyon daha hızlı gelişmekte ve embriyoyu öldürmektedir Yumurta sarısı ve damar içi inokülasyonlar, allantoik membrana ve allantoik boşluğa inokülasyonlara nazaran daha çabuk öldürücü olmaktadır. Embriyo ölmeden 24-48 saat önce embriyonik sıvılarda yüksek titrede virüs bulunabilir.

NHV’u 100 °C’de 1 dakikada tahrip olur, Formalinbetapropiolaktonfenol ve mertiolet ile inaktive edilebilir. Bilinen bütün virüsidal ve kimyasal maddeler NHV’yi tahrip eder.

Newcastle (Yalancı Veba) Hastalığının Klinik Belirtiler

Newcastle (Yalancı Veba) hastalığının inkübasyon süresi 2-15 gün arasında değişmekte, ortalama 5-6 gündür. Hastalığın çok şiddetli seyrettiği kümeslerde, hayvanlar 3-4 gün içerisinde ölürler. Ancak, bazen belirtiler hafif olarak meydana gelebilir.

Klinik olarak, hastalığın tipini ilk belirten araştırıcılara göre infeksiyonun farklı 4 tipi bulunmaktadır.

1-Doyle tipi: Hastalık aniden başlar. Bazen sürüde belirtiler görülmeden ölümler olur. Mortalite % 90’dır. Hastalarda bitkinlikhızlı solunumsulu yeşil ishal bazende gaitada kan görülebilir. İshal hayvanlarda dehidrasyon yapar. Hastalığın başlangıcında hayvanın vücut ısısının 4-6°C yükselmesine karşın ölümden önce normalin altına düşer. Hasta hayvanlarda spazmlar, musküler, tremorlar, tortikollis görülebilir. Virüs diğer sentral sinir sistemini de etkileyerek kanat ve bacaklarda felçler oluşturur.

2-Beach tipi: Bu tip Newcastle hastalığı aniden başlar ve çok süratli bir şekilde yayılır. Hastalarda solunum zorluğuöksürük görülüryem tüketimi düşeryumurta verimi azalır ya da durur. İshal olmayabilir. Hastalık başladıktan 1-2 gün ya da bir hafta sonra sinirsel belirtiler görülebilir. Bacak ve kanat felçleri ile tortikollis çoğunlukla görülmez. Mortalite % 10-90 arasında değişir.

3-Beaudette tipi: Hastalık yetişkin tavuk sürülerinde öksürme, solunum zorluğu gibi solunum bozuklukları ile akut seyreder. Hastaların yem tüketimi azalır. Yumurta verimi düşer. Bu durum çoğunlukla 1-3 hafta sürer ve hayvanlar eski hallerine dönemezler. Aynı zamanda yumurtanın kalitesi de bozulur.

4-Hitchner tipi: Hastalığa daha çok civcivlerde rastlanır. Yetişkin tavuklarda da görülebilir. İnfeksiyon ani başlarşiddetli solunum bozuklukları ile seyreder. Mortalite değişkendir. Bazen tortikollisbacak ve kanatlarda paraliz gibi sinirsel bozukluklar şekillenebilir. Yetişkinlerde daha hafif seyreder. Solunum bozuklukları ile yumurta veriminde düşmeler de görülür.

Hastalık yapan virüsün virulansı az ise ya da aşılanmış tavuklarda yeterli bağışıklık düzeyi var ise yukarıda belirtilen bulgular görülmeyebilir veya sürünün az bir kısmında infeksiyon hafif olarak seyredebilir. Hastalık genç kanatlılarda çoğunlukla şiddetli seyreder. Yumurtacı sürüler dikkatli bir şekilde aşılanmış ve iyi bir bağışıklık elde edilmiş ise, hastalık kümese girdiğinde yalnızca yumurta veriminde düşme yapar.

Yalancı Vebanın Teşhisi

Newcastle (Yalancı Veba) hastalığın teşhisinde 2 yöntemle yapılmaktadır.

  • Klinik ve Otopsi Bulguları
  • Laboratuvar Muayeneleri: Bu muayene yönteminde 3 şekilde yapılmaktadır. a) Virüs izolasyonu b) Serolojik Testler c) Hayvan Deneyi

Tedavi

İnfeksiyon kemoterapötik maddelerle sağaltılamaz. Ancak, bunlar sekonder infeksiyonları önlemek için kullanılabilirler.

Kıran Hastalığından Nasıl Korunmalıyız?

Newcastle hastalığından korunmada il olarak yapılan programlar gereğince hayvanların yaşı ve maternal antikor durumları dikkate alınmak suretiyle aşılamaları yapılır. Aşılamadan 15 gün sonra yeterli antikor oluşup oluşmadığı kontrol ettirilir.

Bir kümeste hastalık çıktığında: infeksiyon tektük olgular halinde görülüyorsa ve yaygın değilse hastalar, hastalıktan şüpheliler ayrılarak itlaf edilir. Sağlamlara aşı uygulanabilir. Şayet infeksiyon yaygın bir karakter almış ve çok sayıda hayvanın hastalanacağı anlaşılırsa, hastalar ve hastalıktan şüpheliler ayrıldıktan sonra, sağlamlar kasaplığa sevkedilirler. Kümeslerde iyi bir karantina ve dezenfeksiyon uygulanır. Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yönetmeliğine uyulur. Hastalığın kontrol altına alınabilmesi için; kesim, hijyenik koşullar ve çeşitli aşılama programları uygulanır. İnfeksiyonun sık görüldüğü yerlerde hayvanların sistematik olarak aşılanması ile çok başarılı sonuçlar alınmıştır. Örneğin: ikinci dünya savaşından sonra Macaristan’da hastalık akut bir şekilde seyrederek çok sayıda ölümlere neden olmuş, ancak, ülkedeki bütün hayvanların sistematik bir şekilde aşılanması suretiyle hastalık kontrol altına alınmıştır. Buna rağmen halen bazı şiddetli epidemilere rastlanmaktadır. Bir ülkede hastalığın şiddeti her zaman aynı olmamaktadır. Bu nedenle de kontrol önlemleri olarak değişik programlar uygulanmaktadır.

Newcastle hastalığının çok bulaşıcı olması nedeniyle enfeksiyonun kontrolü için uygulanan programlar her zaman başarılı olmayabilir. Ancak, hastalığın endemik bir karakterde olmasıyla birlikte bütün tavuk populasyonunun sistemik bir şekilde aşılanması kontrol için başarılı olan bir yöntemdir. Ancak, başarılı bir aşılama veya değişik oları bağışıklık yanıtının vücuda giren antijen miktarı ve infeksiyon sırasındaki antijenik yapı ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. Bundan başka konakçı cinsi, aktif bir bağışıklığın olup olmadığı, aşı virüsü ile maternal olarak geçen antikorlar arasındaki reaksiyonun görülmesi ve immunosupressit etkiye (bağışıklığı baskılayan) sahip inteksiyöz etkenlerinin bulunması gibi immunolojik mekanizmaların da rolü önem taşımaktadır. Diğer taraftan infeksiyondan korunmada lokal bağışıklık da önemlidir.

Aşılama için aşı suşlarının seçilmesi etkili ve uygun bir aşının hazırlanması yönünden önem taşır. Ayrıca, aşı içindeki virüs miktarı, aşı hazırlanmasında kullanılan suşun immunojenitesi de aşı tipine göre değişmektedir. Genellikle bir aşılama programı için başlıca canlı ve inaktif olmak üzere 2 grup aşı hazırlanmaktadır.

Bu Aşılar;

a) Canlı Lentogenik aşılar: Bu tip aşılar HB1, F, La Sota gibi suşlaria hazırlanmaktadır. Genellikle, F ve HB1 suşları günlük civcivlerde sinirsel belirtiler oluşturmazlar. La Sota suşu ise aşılamadan sonra solunum belirtileri ile kendini belli eden tablolar oluşturabilir.

b) Canlı mezogenik aşılar: Bu aşıda kullanılan suşlar, genellikle sahadan izole edilen virüsler olup laboratuvarda attenuasyona tabi tutulmuşlardır. Örneğin; Komarov suşu ördek yavrularından pasajlarla, Mukteswar suşu civciv embriyolarından pasaj ve MK 107 suşu ise civciv ve ördek embriyolarından bir seri pasaj sonu, H suşu ise patogen Herts 33’ün yumurtadan seri pasajlarıyla elde edilmiştir. Roakin suşu A.B.D.’de izole edilmiş olup yurdumuz da bu suşla hazırlanan aşı kullanılmıştır. Canlı mezogenik aşılar, genellikle, hayvanlara paranteral yolla verilir. Bu tip aşılar 8 haftalıktan küçük hayvanlar veya daha önceden bağışık olmayan kanatlılar için tavsiye edilmemektedir. Mezogenik aşılar uzun süren bir bağışıklık oluştururlar.

c) İnaktif aşılar: Bu tip aşılar formol veya betapropiyolakton ile inaktive edilen Newcastle virüslerinden hazırlanırlar. İnaktivasyon sonucu virüs vücut içinde çoğalamaz. Bu nedenle deri altı veya kas içi uygulamalar tercih edilir. İnaktif aşılar genellikle, immun yanıtın artırılması için su, yağ, sıvı parafin, aluminyum hidroksit jel gibi maddelerle emülsifiye edilerek hazırlanırlar. Bu tip aşılar liyofilize olmamaları, büyük dozlarda kullanılmaları, saklanma ve taşınmalarının güç olması ve kısa süreli bağışıklık oluşturmaları nedeniyle canlı aşılara oranla daha az kullanılırlar.

d) Canlı doku kültürü aşıları: Virulent saha suşlarının doku kültürlerinde devamlı pasajı ile suşların immunojenik özellikleri kaybolmadan attenüasyon sağlanmıştır. Bu aşıların kas içi olarak 2 defa uygulanmasından sonra uzun süren bir bağışıklık meydana gelmektedir. Newcastle hastalığı riskinin fazla olduğu bölgelerde canlı doku kültürü aşıları veya canlı mezojenik aşıların (Roakin) 5-6 haftalık hayvanlara verilmesiyle ve ikinci aşılamanın 14-18 haftalıkken yapılmasıyla tavuk ve hindilerde iyi bir bağışıklık sağlanmaktadır.

Hazırlanan canlı ve inaktif aşılar, hayanlara değişik yollarla verilmektedir.
 Bunlar da:

a) Burun veya göze damlatma yöntemi: Bu tür uygulama canlı lentojenik aşılarla yapılır. Bunlardan HB1, F ve La Sota geniş ölçüde kullanılmaktadır. Burun veya göze damlatma yöntemi ile yapılan aşılamada, genellikle, çok az veya hiçbir klinik belirti görülmez. F suşu birçok özellikleri yönünden HB1 suşuna benzer ve bu suştan hazırlanan aşı da burun veya göze damlatma suretiyle uygulanmaktadır. La Sota suşu HB1, ve F suşlarına oranla daha fazla yayılma özelliğine sahiptir. Çoğu kez aşılamayı takiben solunum belirtileri gözlenir. Bu suş daha heterojen bir karaktere sahiptir. Son yıllarda diğer lentojenik virüs suşları da aşı yapımında aşı suşu olarak kullanılmıştır. Bunlardan Avustralya suşları V4 ve CT hayvanlara burun, ağız veya göze uygulandığında virulent virüse karşı bağışıklık oluşturmaktadır. Ulster 2C suşu B1 ve La Sota suşlarından daha az patojeniktir.

b) İçme suyu ile aşılama: Lentojenik suşların çoğunun solunum epitelleri üzerine afiniteleri bulunmakta ve hayvanlara burun-göz damla yöntemi ile uygulandıklarında çok etkili olmaktadırlar. Ancak 10.000 ve daha yukarı sayıda kanatlı hayvan bulunan büyük kümeslerde veya bateri sisteminde her tavuğun teker teker aşılanması pratik olmamakta ve bunun yerine daha uygun bir yöntemin kullanılması gerekmektedir. Bu amaçla içme suyu yolu ile aşılama daha az bir bağışıklık oluşturmasına rağmen, bu gibi kapasiteli kümesler de geniş ölçüde uygulanmaktadır. Ancak yapılan bazı araştırmalarda bu yolla aşılama suretiyle çok olumlu sonuçlar alındığı da ortaya konulmuştur. Bazı kimyasal maddeler, içme suyu içinde bulunan klordemir ve bakır gibi elementler virüs miktarının düşmesine neden olmaktadırlar. Bu nedenle aşı uygulamasında kullanılan su iyi kalitede ve içilebilir nitelikte olmalıdır İçme suyu ile yapılan uygulamada aşı virüsünün etkili bir şekilde korunabilmesi için 400 kısım suya 1 kısım süt tozu katılması gerekmektedir. Aşı virüsü olarak HB1 ve La Sota en çok kullanılanıdır.

c) Sprey ve aerosol yolla aşılama: Bu yöntemle hem damlacık büyüklüğü 10-100 mikron olan canlı aşı virüsü ile sprey yolla ve hem de damlacık büyüklüğü 1-50 mikron arasında olan aşı virüsü ile aerosol olarak aşılama uygulanmaktadır. Genellikle, aerosol aşılama daha gerçek bir immun yanıt oluşturmaktadır. Zira, damlacık infeksiyonu Newcastle hastalığında en önemli tabii bir bulaşma yoludur. Ayrıca bu şekilde solunum yolu epitelleri Newcastle virüsüne karşı son derece duyarlıdır Mycoplasma gallisepticum ’la infekte

kümeslerde bulunan hayvanlar aerosol aşılamayı takiben solunum yolu reaksiyonlarına daha duyarlıdırlar Aşı suşu olarak La Sota ve H81 kullamlmaktaysa da La Sota suşu daha iyi bir bağışıklık sağlamaktadır.

d) Enjeksiyon yoluyla aşılama: Bu tarz aşılama daha çok göğüs kasına uygulanmaktadır. Genellikle, mezojenik virüslerle hazırlanan aşılar bu şekilde tatbik edilir. Sekiz haftalıktan küçük hayvanlar veya daha önceden bağışık olmayanlar için tavsiye edilmemektedir. Ayrıca, inaktif aşılar da parenteral yolla bu tarzda uygulanmaktadır.

e) Kanat zarına batırma ve kloaka yolu ile aşılama: Bu tip aşılamalar az tercih edilen yöntemlerdir.

Newcastle Hastalığına Karşı Aşılama Programları

Bütün tavuk işletmeleri için tek bir aşı programını en iyi program olarak genelleme yapma olanağı yoktur. Aşı programları çiftliğin bulunduğu bölge de Newcastle hastalığının durumu, işletme şekli, bölgede hastalığa yol açan virüsün virulansına göre düzenlenmelidir.

Kullanılan aşı ve aşı yöntemi ne olursa olsun, aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.

  1. Damızlık sürüler mutlaka her üç ayda bir aşılanmalı ve sürüde belli bir bağışıklık düzeyi devam ettirilmelidir.
  • Bütün ticari tavuklar, broyler ve yumurta tipi de aşılanmalıdır. Genel olarak bir bölgede hastalık olaylarının azalması ile aşı programları ihmal edilir. Tavuk yetiştirilen bölgelerde çok sayıda duyarlı hayvan (bağışıklık düzeyi yeterli olmayan sürü) bulunması çok tehlikelidir.
  • İlk aşılamaların bir süre gecikmesi tercih edilmelidir. İlk 3-4 haftada civcivlerde maternal antikorların varlığı unutulmamalıdır. Ancak, 4 hafta aşı uygulamadan bekleyebilmek için bölgede hastalığın olmadığından, hijyen koşullarından ve bu süre içinde işletmeye patojenik virüs girişinin kontrolünden emin olmak lazımdır.
  • Maternal antikorlu civcivlerde aşılar en erken 10-14’nci gün uygulanmalıdır. Daha erken aşı uygulama zorunluluğu varsa aerosol aşı uygulanması en yararlısıdır. 14. gün aşılanan civcivlerde oldukça iyi bir bağışıklık elde edilmektedir. Erken yaşta aşılamalar yalnız CRD ‘den ari sürülerde başarılı olmaktadır. Sprey yolu ile aşılama daha etkili ise de stres çok fazla olduğundan pratik sayılmaz.
  • Genç civcivlere uygulanacak aşılamalar da çok az patojenik suşlar kullanıl malıdır. Sprey yönteminde genç civcivlere en hafif aşı suşları uygulanmalıdır.

Newcastle hastalığı aşıları uygun bir şekilde hazırlanıp saklanıp hayvanlara verildiğinde sağlıklı aşılanmış kanatlıların büyük bir kısmında mükemmel bir derece de bağışıklığın oluşmasını stimule ederler.

Canlı aşılar genellikle aşılamadan 5-7 gün sonra spesifik olan bir bağışıklık oluştururlar. Canlı aşılamaların uygulanması ile meydana gelen bağışıklığın süresi kümesten kümese ve şahıstan şahısa değişmektedir. Aşılamayı takiben görülen bu değişmeler aşılamadan sonra meydana gelen immun yanıtın muayyen aralıklarla kontrol edilmesi sorununu doğurmaktadır. Saha virüsünün patojenitesinin oldukça az olduğu bölgelerde B1 tipi aşının içme suyu ile hayvanlara verilmesiyle, hayvanları doğal infeksiyonlara karşı korumak mümkün olabilir. Buna karşılık saha virüsünün patojenitesinin yüksek olduğu bölgelerde; aşılanan kanatlılarda çok yüksek düzeyde antikor seviyesine gereksinim vardır. Antikor düzeyinin acilen yükselmesini gerektiren durumlarda, hayvanların yaşı müsait ise Komarov aşı suşu ile hazırlanmış mezojenik aşılar kullanılabilir.

KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI
Kuşlarda Salmonella Enfeksiyonu

Kuşlarda Salmonella Enfeksiyonu

Kuşlarda salmonella enfeksiyonu etkeni iki farklı Salmonella türü olan S. Enterica ve S. Bongor ‘nin 2500 ‘den fazla serovar ‘ bilinmektedir. Salmonellosis insidensi ve etkilenen türler yıl ve bölgeye göre değişir. Yeni ve bilinmeyen varyeteler kolaylıkla yeni yakalanan vahşi papağanlarla bulaşır. Salmonellananın patogenitesi farklı serotipler arasında ve içinde değişim gösterir. S. Enteritidis gibi bazı serotipler, zoonotikdir ve özel öneme sahiptir. Salmonella ’lı çoğu papağanlarS. Typhimurium ile enfektedir.

Salmonella yumurta ve dışkı ile yayılır. Enfeksiyon ağız yoluyla ve bağırsaklara doğru yayılır. Enfeksiyon bağırsaklarda oluşur ve bağırsak duvarının penetrasyonundan sonra birkaç organ etkilenebilir. Latent enfekte kuşlar ve vektörler (kemiriciler) diğer sürülere enfeksiyonu yayabilir. Salmonella çoğu dezenfektanlara hassastır ve 60 derecenin üstündeki ısıda yıkımlanır.

Salmonellosis, çoğunlukla bağırsak florasının bozulması, yiyecek kalitesinin iyi olmaması ve bağışıklık sistemin zayıflaması ile ortaya çıkar. İthal edilen kuşlarda daha yaygındır.

Kuşlarda Salmonella Enfeksiyonunun Klinik Belirtileri

Etkilenen evcil kuşlar genellikle iyi görünmez. Nadir olgularda özellikle civcivler de ani ölüm oluşur. Hastalık hijyenin zayıf olduğu, kuş sayısının fazla olduğu ve kuşların stres altında olduğu karantinadaki ithal kuşlarda akut olarak gözükür.

Salmonella genellikle birden fazla sayıda antibiyotiğe direnç gösterir. İlk seçim enrofloxacin ve tylosin olabilir. Antibiyotik sağaltımının klinik belirtileri ve patojenlerin atılımını azalttığı, fakat her zaman onun eliminasyonunu sağlamadığı bilinmelidir. Sağaltım sonunda birkaç (en az üç) muayene tavsiye edilir. Etkilenen eklemler, antibiyotikli sıvılarla yıkanırProbiyotikler bağırsaktaki organizma miktarını azaltabilir. Klinik belirtiler azalabilir ama etkilenen eklemler tam fonksiyonel olarak nadiren iyileşir.

Kronik Salmonella olgularında sağaltım nadiren başarılı olur. Hastalığın tekrarı olağan değildir. Patojenin özellikle evcil kuş topluluklarında kalıcı olması olağan bir durumdur. Etkilenen sürülerdeki pozitif kuşlar serum aglütinasyon yoluyla test edilerek belirlenir ve ayrılır.

Otolog aşıların üretimi mümkündür ve pozitif sonuçlar elde edilmiştir. Böyle bir aşı kullandıktan sonra klinik belirtiler ortadan kaybolur ve taşıyıcıların hastalık yayması durur. Bununla birlikte aşı kullanımı antikor düzeyleri vasıtasıyla enfekte kuşları belirlemeyi imkansız hale getirir. Ticari olarak kullanılan aşılar pozitif sonuçlar sağlamayabilir. Tipler arasında çapraz antijenite olmakla birlikte S. Typhimurium ‘a karşı bazı aşılar korunma sağlayacaktır.

Yeni bir kuşun karantinada tutulması ve birkaç dışkı örneğinin bakteriyolojik muayenesi ve serum agglutinasyonu yolu ile test edilmesi önemlidir. Bazı üreticiler, kuluçka öncesi yumurtaların bir antibiyotik solusyona batırılması yada spreylenmesinin yararlı olduğunu ileri sürmektedir.

Kuşlardan izole edilen bir Salmonella tipi insanlar için patojenik ise kuş ayrılmalı ve sağaltım denenmemelidir. Sağaltım, patojenin eliminasyonu anlamına gelmez. Bu nedenle kuş yeniden test edilmelidir. Tekrar eden pozitif sonuçlarda ötenazi düşünülmelidir. Çocuklar ve yaşlılarla aynı evde yaşıyorlarsa böyle kuşların ötenazisi düşünülmelidir.

Çevre Sağlığı KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI
Kanatlılarda Paratifo Enfeksiyonları

Kanatlılarda Paratifo enfeksiyonları, Salmonella gallinarum ve Salmonella pullorum ‘un dışında kalan, diğer hareketli salmonella türlerinden ileri gelen hastalıkları barından infeksiyondur. Genç kanatlılar olarak tavuk, hindi, güvercin, kanarya, ördek ve diğer kuşlar olmak üzere erginlere oranla daha duyarlıdır ve bunlarda ölümler daha fazla oranda görülmektedir.

Kanatlılarda Paratifo Enfeksiyonlarının Etiyolojisi

Kanatlılarda paratifo enfeksiyonlarına neden olan başlıca salmonella türlerinin başında Salmonella typhimurium ve  Salmonella enteritidis gelmektedir. Bu iki Salmonella türü dışında S. anatum, S. derby, S. barelly, S. montevideo, S. newport ve diğerleri kanatlılarda paratifo enfeksiyonlarını meydana getirmektedir.

Etkenlerin sahip oldukları özellikler salmonella cinsleriyle aynıdır. Ancak bazılarında bazı biyokimyasal ve antijenik farklılıklar vardır.

Antibiyotik, kemoterapötik ve dezenfektanlara karşı duyarlılıkları oldukça farklılık göstermektedir.

Epizootiyolojisi

Kanatlılar arasında enfeksiyona karşı duyarlılık, etkenin türüne,virulensine, konakçının yaş ve ırkına ve de çevresel faktörlere karşı göre değişmektedir. Enfeksiyonun çıkışı, bulaşma ve yayılışı Pullorum Hastalığı ve Tavuk Tifosu ‘nda bildirildiği gibidir.

Ayrıca, mikropla bulaşık et, kan ve kemik unları, yemler, suluklar ve diğer maddler ile yemliklere ve yem depolarına kadar giren yabani kuşlar ve özellikle, rodentlerin etkisi de fazla olmaktadır.

Kanatlılarda Paratifo Enfeksiyonlarının Klinik Belirtileri

Paratifonun semptomlarına başlamadan önce enfeksiyonun kuluçka süresi değişiklik göstermekle beraber önceden de ifade ettiğimiz gibi gençler erginlere göre daha duyarlı olduğu ifade etmekte fayda vardır.

Hastalığa yakalananlar da tüylerin kabarması, durgunluk, iştahsızlık, tütreme, uyuşukluk ve ishal başlıca görülebilen klinik semptomlar arasındadır.

Perakut olgularda saydığımız semptomlar gözükmez ve hayvan kısa süre içersinde ölüm şekillenir. Ölümler 5-8 gün içinde yüksek düzeye ulaşır ve %20 ‘ye varan bir mortalite görülür. Güvercinlerde kanat eklemlerinin yangılanması ve ödemler, bazı tavuklarda da körlük ve bacak eklem yangıları da bulunabilir. Ensefalitise nadiren de olsa rastlanmaktadır. Perakut olgularda kanatlı nekropsi önemli olmakla beraber makroskopik olgularda görülmemektedir.

Akut durumlarda karaciğer ve dalak büyümüş ve üzerlerinde küçük nekrotik odaklar bulunur. Perikarditis, hava kesesi yangısı ve hemorajik enteritisler gözlenebilir.

Ergin kanatlılarda klinik ve nekropsi bulguları yok denecek kadar az veya belli belirsizdir. Yumurta tavuklarında verim düşüklüğü görülmektedir.

Teşhis

Kanatlılarda Paratifo enfeksiyonlarının teşhisinde 2 yöntem kullanılmaktadır.

  1. Klinik ve nekropsi bulguları: Bu yöntem enfeksiyonu tanımlama için yeterli değildir. Paratifo enfeksiyonu Pullorum, Tavuk Tifosu, Pastörellozis, Kolibasillozis, Mikoplazmozis ve zehirlenmelerle karışabilir.
  2. Laboratuvar Muayeneleri: Teşhis için yeni ölmüş ya da hasta hayvanlardan kan alınıp gönderilir. Yalnız sonuçların doğru çıkması için hasta olan kanatlılara herhangi bir antibiyotik ya da kemoterapötik bir ilaç kullanılmamış olması şarttır.Laboratuvar muayenelerinde kullanılan başlıca metodlar;
    1. Bakteriyoskopi
    1. Kültür
    1. Serotojik testler (Vena cutanea ulnaris ‘den alınan kanla)
    1. Hayvan Deneyi
    1. Bakteriyofaj deneyi

Katı besi yerlerinde üreyen mikroorganizmalardan önce polivalan serumlarla ve sonra da grup spesifik OA, OB, OC, OD ve OE testine tabi tutularak hastalığa neden olan etkenin ait olduğu grup saptanır. Eğer gerekiyorsa tür tayini de yapılır. Ayrıca 0-1 fajından da yararlanılır.

Kanatlılarda Paratifo Enfeksiyonun Tedavisi

Enfeksiyonu hafifletmek ve ölümleri azaltmak için uygun olan antibiyotik seçilir ve başlanır.

Tedavi için örnek verecek olursak; Tetrasiklinler ve klortetrasiklin 100 ppm oranında suda eritilerek veya 250 g/ton miktarında yemlerine karıştırılarak furazolidone veya furaldatone 50-100 g/ton, sulfanamidler de, genellikle, 200-500 g/ton yeme katılarak 10 gün süreyle verilebilir. Bunun yanında bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için vitamin mineral kombinasyonlarının verilmesinde fayda vardır.

Paratifodan Korunma

Kanatlılarda paratifo enfeksiyonundan korunmak genel ve özel koruyucu önlemler alınarak bu önlemlere tam manasıyla uyulması gerekmektedir. Hastalıklar belirli aralıklarla pullorum testine tabi tutulmalı ve bu konuda pullorum yönetmenliğine tam olarak uyulmalıdır.

Enfeksiyondan korunma, sağaltımdan çok daha önemlidir. Hayvanlar arasında enfeksiyon görüldükten sonra bunu tedavi etmek genellikle başarısız kalmaktadır.

Bunun için;

  1. Her türlü genel ve özel koruyucu önlemler almalı ve bunların uygulanmasında çok titiz davranılmalıdır.
  2. Epizootoliji kısmında bildirilen olumsuz faktörler tamamiyle giderilmelidir.
  3. Hayvanlara periyodik olarak pullorum testi uygulanmalı ve bu konudaki yönetmenlik gereği yerine getirilmelidir.
  4. Kümeslerin, kuluçka makineler ve ana makinelerinin dezenfeksiyonu usulüne uygun ve dikkatlice yapılmalıdır.
  5. Kuluçkaya konacak yumurtalar mikropsuz ve sertifikalı yerlerden alınmalı ve fumigasyonları gereğince yapılmalıdır.
  6. Kümeslerden çıkan tozlu hava, filtrelerden geçirilerek temiz hale getirilmelidir.
  7. Kümeslerden çıkarılan gübreler yönetmenliğe uygun olacak şekilde imha edilmelidir.
KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI
Kanatlılarda İnfeksiyöz Koriza

Kanatlılarda İnfeksiyöz Koriza

Tavuklarda İnfeksiyöz Koriza Nedenleri, Tedavisi, Korunma Yolları Nelerdir?


Kanatlılarda İnfeksiyöz Koriza, tavukların Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) tarafından meydana gelen akut seyirli olan üst solunum sistemini etkileyen bir enfeksiyondur. İnfeksiyöz koriza genellikle gençlerde özellikle yumurtlama döneminde ki tavuklarda daha sık görülmektedir. İnfeksiyöz koriza intraorbital sinusların şişmesi ve buna bağlı olarak yüzde yüzde oluşan şişlik, konjuktivitis, seröz veya purulent burun akıntısı gibi semptomlarla karakterize bir enfeksiyondur.

Etiyolojisi

İnfeksiyöz koriza ‘nın spesifik etkeni Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) ‘dur. Bu bakteri Gram negatiftir, hareketsizdir, sporsuz bir yapıya sahip, bipolar boyanma özelliğine sahiptir. Etken 24 saatlik katı veya sıvı kültürlerden yapılan preperatlarda kısa çomak veya flamentler şeklinde görülür.

Etkenin üretilmesi çikolata agar, beyin kalp infuzyonu, TSA gibi bazı temel ortamlar kullanılmaktadır. Kanlı agar etkenin izole edilmesinde en çok kullanılan yöntemdir. H. paragallinarum (A. paragallinarum) embriyolu tavuk yumurtalarında da üretilmektedir. 6-7 günlük embriyolu yumurtaların yumurta sarılarına inokule edilen etken, çoğunlukla embriyoları infeksiyonu takiben 24-48 saat içinde öldürür.

Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) liposakkarit karakterinde endotoksin oluşturduğu belirlenmiş, ancak toksinin antijenik özellik göstermesine karşın, koruyucu yeteneğe sahip olmadığı ortaya konulmuştur.

Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) rutin labarotuvar tanısında katalaz testi dışında biyokimyasal yöntemlerden pek yararlanılmaz.

Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) dayanızsız bir mikroptur. Konakçı dışında kısa süre içersinde ölmektedir. Çeşme suyu ile süspanse edilen kültürlerde etken optimal ısıda 4 saat içinde inaktive olmasına karşın, aynı kültür izotonik ortamda ve de aynı ısıda en az 24 saat canlı kalabilmektedir. Aglutinasyon yöntemi ile en az 3 serotipinin varlığı ve bu serotipler arasında patojenite yönünden farklılığın bulunmadığı ortaya konulmuştur. Serotipler A, B, ve C olmak üzere adlandırılır.

İnfeksiyöz koriza hastlığının mortalitesi düşüktür ama yüksek oradan ölümlerle sonuçlanan vakalarda görülmüştür.
Haemophilus paragallinarum (Avibacterium paragallinarum) tavuklara subkuton inokule edilirse inokulasyon yerinde lokal bir büyüme ve generalize olan toksik bir reaksiyon, intranasal yolla enjekte edilirse % 60 oranında hava kesesi yangısı meydana getirmektedir.

Hastalığın bulaşmasında en önemli rolü kronik hastalar ve sağlıklı portör kanatlılar oynar. Enfeksiyon çoğunlukla kış aylarında ortaya çıkmakta ve enfeksiyon solunum ve sindirim sistemi ile bulaşmaktadır. Duyarlı bir sürüye infekte hayvanın girmesi hastalığın başlaması için yeterlidir. Hasta hayvanların çeşitli yollarla çıkartmış oldukları etkenler duyarlı hayvanlardan tarafından damlacık infeksiyonu şeklinde alınır. Ayrıca, infekte hayvanların ağız ve burun akıntılarının içme sularını kontamine etmelerine bağlı olarak, sindirim kanalı aracılığı ile de bulaşma olur.

İnfeksiyöz koriza ‘nın en karakteristik özelliklerinden biri ise kısa bir süre inkubasyon süresine sahip olmasıdır. Etkenin intranasal bulaşmasına takiben 24-48 saat içinde klinik bulgular ortaya çıkar, morbidite oranı %80-100, mortalite oranı ise % 10 ‘dur. Eğer ki sekonder enfeksiyonlar işin işine girerse bu oranlar artar

. Klinik Belirtiler

  • En belirgin klinik semptomu sinüs ve yüzün şişmesi, mukoz veya purulent akıntının gelmesidir.
  • Şiddetli konjuktivitis
  • Gözlerin kapanması
  • Yemden yani iştahın azalması
  • Bir veya iki sinus aynı anda infekte olması
  • Solunum güçlüğü
  • Yumurta veriminde düşüş
  • Erkek hayvanlarda sakal ödemi olması
  • İshal ve su tüketiminde azalma
  • Tavuklarda hastalığın seyri 2 hafta kadardır

Kanatlılarda İnfeksiyöz Koriza ‘nın teşhisin de 2 yöntem vardır;

1- Klinik ve Otopsi Bulguları: Hastalık özellikle kronik solunum yolu infeksiyonu (CDR), kronik tavuk kolerası, Tavuk çiçeği, Avitaminöz, Newscastle, İnfeksiyöz Bronchitis, İnfeksiyöz Laryngotracheitis gibi solunum bozukluklarına açan viral enfeksiyonlarla karışabilir.

2- Laboratuvar Muayeneleri: İnfeksiyöz koriza ‘nın teşhisinde laboratuvar muayenelerinde 4 yönteme bakılmaktadır.

  • Bakteriyoskopi
  • Kültür
  • Seroloji
  • Hayvan Deneyi

Kanatlılarda İnfeksiyöz Koriza Tedavisi

Tedavi önerecek olursak sağaltım amacıyla antibiyotik kullanmak şarttır. Burada antibiyotik seçimi yaparken mutlaka Gram negatif etkili bir antibiyotik seçilmesi önem arz etmektedir. En sık kullanılan sulfonamidlerdir. Florfenikol, amoksisilin-Colistin kombinasyonu gibi Antibakteriyel ilaçlar en az 5 gün kullanılmalıdır. 10 güne kadar devam edilebilir. Sekonder enfeksiyonlar yoksa tedavi sonuç almak daha kısa sürer. Enfeksiyonun yayılmasını önlemek adına eritromisin de kullanılmaktadır. Burada diğer eklenmesi gereken direnci artırmak için vitamin, mineraller de verilmelidir.

Korunma

Kanatlılarda infeksiyöz koriza dan korunmak için her hastalıkta olduğu gibi enfekte olmuş bir tavuğu sürüye sokmamaktır. İşletmelere alınacak civcivlerin, piliçlerin hastalıktan ari olması gerekmektedir. Eğer ki bu konuda tereddüt varsa karantina kümesleri olmalı ve belli bir dönem orada kanatlıların gözlenmelidir.

İnfeksiyöz koriza enfeskiyonundan korunmanın bir diğer yöntemi de aşıdır. Üretilen aşıların 2-3 suşu içermektedir ve bu aşılar inaktive edilmiş olup adjuvanlıdırlar. 10 ila 20 haftalık hayvanlara aşı deri altı uygulandığı zaman bağışıklık meydana getirmektedirler. Embriyoda hazırlanan bakterinlere ek olarak, buyyon da hazırlanan ve mertiolat ile inaktiveedilmiş, AI(OH)3 ‘li aşılar da vardır. Bu aşıların yumurtada hazırlananlara oranla pratikte daha etkili oldukları ortaya konulmuştur.

İnfeksiyöz koriza ‘dan korunmak için alınması gereken önlemlerin yazmaya çalışalım;

  1. İşletmeye infekte tavukların girmesini önlemek
  2. Hastalık çıktığında erken teşhis edilip, uygun bir ilaçla vakit geçirmeden tedaviye başlamak
  3. İşletmede kümes hijyeni, uygun bakım beslenmenin yapılmasını sağlamak
  4. Ayrı yaştaki ve cinsteki hayvanların bir arada bulunmalarını önlemek
  5. Hastalık çıkan bir kümese yeni hayvan koymadan önce uygun bir şekilde dezenfeksiyonu sağlamaktır.
KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda Yumurtlama Güçlüğü

Evcil Kuşlarda Yumurtlama Güçlüğü

Evcil kuşlarda yumurtlama güçlüğü. Yumurtlayamama eşi olmayan dişi kuşlarda görülmektedir. Yumurtlayamama, yumurtanın üreme sistemini normal bir hızda geçmediği zaman oluşmaktadır. Güç yumurtlama, yumurtalık kanalında bir engel, bir tıkanma nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Her iki olguda evcil kuşların yaygın sorunları olup ve çoğu zaman baş edilebilir. Bu sorunlar, yumurta oluşmaya başlamasından itibaren ve yumurtlama süresince bir eşi olmayan dişi kuşlarda görülmektedir. Eğer erken teşhis ve tedavi edilirse, sonuç genel olarak yüz güldürücüdür. Sorun çok uzun sürerse, özellikle küçük kuşlarda, komplikasyonlar ve ölüme neden olabilmektedir.

Güç yumurtlama / yumurtlayamama en sık hangi kuşlarda soruna yol açmaktadır?

Yumurtlayamama riskini tetikleyen faktörler nelerdir?

Tür: Yumurtlayamama muhabbet kuşları, küçük papağanlar, sultan papağanı, serçe papağanı (lovebirds), kanarya ve ispinozlar gibi küçük kuşlarda daha yaygındır.

Bağımlılık: Sahibine güçlü bir şekilde bağlı yalnız dişi kuşlarda risk daha yüksektir. Ayna veya bazı oyuncaklara güçlü bir bağımlılık gösteren kuşlar da sorunun görülme sıklığında artış olabilir.

Kuluçkaya yatma (gurk olma) sıklığı: Kötü yetiştirme uygulamalarının bir sonucu olarak sık sık gurk olan kuşlar (örneğin, üreme sezonu dışında yumurtlayan veya kuluçkadan çok kısa sürede kalkan genç kuşlar) ya da çok fazla yumurtlama gibi sıklıkla yaşanan sağlık sorunları yumurtlayamama olarak sonuçlanmaktadır.

Yaş: Yeni yumurtaya başlayan genç kuşların yanında, yaşlı kuşlarda da bu sorun yaşanmaktadır.

Üreme sağlığı: Daha önce şekli bozuk veya yumuşak kabuklu yumurtlama gibi üreme sorunları yaşamış hayvanlarda yumurtlayamama problemine daha yatkındırlar.

Kötü beslenme: Sadece tane yemlerle beslenen veya kalsiyumA vitaminiproteinE vitamini ya da selenyum eksikliği olan kuşlar yüksek risk altındadırlar.

Genel sağlık durumu: Obesite, hareketsizlik gibi sağlık sorunları, stres, uygun olmayan sıcaklık gibi çevresel faktörler etkisi altındaki hayvanlarda daha sık görülmektedir.

Yumurta anomalileri: Büyük, bozuk şekilli, yumurta kanalına yanlış pozisyonda bulunan, kırılmış yahut birden fazla sarılı yumurtalar.

Genetik: Bazı kuş türleri yumurtlama güçlüğü genetik olarak eğilimli olabilirler.

Kuşlarda yumurtlayamama ve güç yumurtlama semptomları nelerdir?

Bulgular durumun ciddiyetine bağlı olarak farklılık gösterebilir:

  • Ikınma,
  • Kuyruğun yukarı-aşağı hareketleri veya yelpaze gibi sallama,
  • Kanaryalarda kanat sarkıklığı,
  • Tüylerin kabarması,
  • Depresyon
  • İştahsızlık,
  • Yumurta, bacaklara giden sinirlere baskı yaptığında toplalık veya felç,
  • Şiş karın,
  • Kloakaya sıkışmış dışkı, dışkılarken kuşun kuyruğu havada değil,
  • Zayıflama,
  • Yumurta kanalındaki yumurta hava keselerine baskı yaptığından solunum güçlüğü,
  • Kafes zeminine çökme,
  • Muhtemel yumurta kanalının prolapsusu,
  • Bazen ani ölüm,

Yumurtlama Güçlüğü Tanısı Nasıl Yapılır?

Hekim anamnez, klinik belirtiler, fizik muayene ve gerekirse röntgen ve / veya ultrasona dayalı tanıya varacaktır.  Kuş çok stresli ya da şokta ise detaylı bir muayeneden önce sakinleştirmek gerekecektir.

Tedavi nasıl olmalı?

Yumurtlama güçlüğü tedavisi, kuşun durumu, yumurtanın bulunduğu kesim, semptomların şiddeti ve olgunun yaşandığı süreye bağlı olarak yapılır. Kanarya ve ispinozlar gibi küçük kuşlarda durum çok daha ciddi olup müdahale edilmediği takdirde birkaç saat içinde ölme olasılığı yüksektir. Asgari bir depresyon gösteren kuşun tedavisi:

  • Nem artıma ve cevre ısısının 29-35 C yükselmesini temin,
  • Klokanın yağlanması,
  • Kalsiyum ve muhtemelen vitamin A, D, E ve selenyum enjeksiyonu,
  • Dekstroz solüsyonu uygulaması,
  • Oxytocin ya da arginin vasotocin enjeksiyon veya prostaglandin jel uygulaması. Bu preparatlar, yumurta kanalının kasılmasını sağlar ve yumurtanın hareketlenmesine neden olabilir. Eğer bir engel/ tıkanma söz konusu ise kullanılmamalıdır.
  • Besin ve su alması sağlanmalı.

Durumu ağır olan kuşun, öncelikle şoktan çıkarılmalıdır. Ardında stabilize edilmelidir. Hayvanı istikrara kavuşturduktan sonra ek tedavi şunlar olabilir:

  • Antibiyotikler ve gerekirse kısa etkili kortikosteroidlerin uygulaması,
  • Yumurtanın, parmaklarlanazik bir basınç uygulayarak hekim tarafından çıkarılması,
  • Bunun için anestezi gerekebilir.
  • Prolapsus olan organın temizlenerek , yerine yerleştirilmesi,
  • Yumurta içeriğini muhafaza etmek koşulu ile, kloakada görülebilen yumurtanın içine bir iğne geçirilerek çıkarılır.
  • Eğer yumurta, üreme kanlında bir yırtılmaya neden oldu ise; yumurta, yumurta kanalı dışında (dış gebelik)oluşmuştur yada bir engel söz konusudur. Antibiyotikler, serum,ortam ısı ve nemin optimal düzeyde tutulması ile destek besin takviyesi şeklinde hayvanın bakımına itina edilmeli.

Yumurtlama Güçlüğü Olası Komplikasyonları nelerdir?

Eğer yumurtlayamama / zor yumurtlama tedavi edilmezse şok ve ölümle sonuçlanabilir.  Ölüm, genellikle kanarya ve ispinozlar gibi küçük kuşlarda bir iki saat içindedir. Buna ek olarak, başka komplikasyonların ortaya çıkması da ihtimal dâhilindedir:

  • Tutulan yumurta, böbrekler üzerinde baskı yapması sonucu, fonksiyonunu olumsuz yönde etkileyebilir.
  • Eğer yumurta kananlının yırtılması söz konusuysa hayvan sağlığını tehdit eden peritonitis oluşabilir.
  • Oxytocin, arginine vasotocin ve prostaglandin şiddetli kasılmalara neden olduğundan  yumurta  kanalının yırtılmasına ve ölüme yol açabilir.
  • Sürekli ıkınmalar, kloaka veya yumurtalık prolapsusu şeklinde karşımıza çıkabilir.
  • Peritonitis, enfeksiyon yahut yaralanmalar ileride yumurtlayamama/ zor yumurtlama yanında başka sorunlara da sebep olabilir.
Yumurtlayamamayı önlemek mümkün mü?

Yumurtlama güçlüğü riski aşağıdaki uygulamalarla azaltılabilir:

  • Doğru ve dengeli beslenme,
  • Üreme zamanlaması da dahil olmak üzere uygun üreme teknikleri kullanarak,
  • Uygun bir yaş periyodunda damızlıkta kullanma,
  • Genetik yatkınlığı olan hayvanların damızlık yapılmaması,
  • Uygun çevresel koşulların oluşturulması,
  • Aşırı yumurtlamaya müdahale etmek,
  • Yeterli egzersizim kanları sağlanması ve obezitenin önlenmesi,
  • Yumurtlama amacıyla hormon kullanılmaması,

KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda Proventrikulus Hastalığı

Evcil Kuşlarda Proventrikulus Hastalığı

Evcil kuşlarda proventrikulus hastalığı, Proventrikülus (bezli mide) dilatasyon (genişlemesi) Hastalığı (PDH) 1978 yılında ilk kez macaw papağanlarında saptandı. Başlangıçta “Macaw Kaşektik Sendromu” olarak adlandırıldı. Aynı zamanda “Papağan Kaşektik Sendromu”, “Nöropatik Gastrik Dilatasyon” ya da “miyenterik gangliyo nöyritis” de dâhil olmak üzere birçok isim verilmiştir.

PDH kuşların sinir ve sindirim sisteminin bir hastalığıdır. Bazı kuşlar, sadece sinir sistemi belirtileri gösterebilir, kimileride sindirim sistemi ile ilgili semptomlar gözlenebilir. Bu enfeksiyonu anlayabilmek için kuşların sindirim sistemi hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır (Şekil.1 ve 2). Proventrikulus (bezli mide) yemek borusundan sonra  olup  mide suyu salgılamaktadır. Oradan besin, kaslı mide ya da taşlık olarak bilinen ventrikulüse geçmektedir. PDH, bezli mide,  taşlık ve sindirim sisteminin diğer bölümlerinin kaslarına giden sinirleri etkilemektedir. Sonuç olarak, gıda istendiği gibi organları geçemez. PDH gastrik hareketi aksatması ve dolayısıyla sindirim bozulması nedeniyle besinleri absorbe edilmesi aksamaktadır. Son zamanlarda PDD bir kuş bornavirus enfeksiyonu ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hastalığın belirtileri virüs gibi virüse karşı vücudun bağışıklık sisteminin reaksiyonuna bağlıdır.

1. Kanatlı hayvanların şematik sindirim sistemi

Şekil.2. Kanatlı hayvanların şematik sindirim sistemi organları

Hangi kuşlar duyarlıdır?

PDH de de genç ya da yaşlı, ithal veya yerli, erkek ya da dişi kuş eşit risk altındadır. Papağangiller bu hastalığa karşı duyarlı olmasına rağmen, bilinmeyen nedenlerden dolayı, PDH, daha yüksek bir oranda, macaw, sultan, gri Afrika ve Conurus türü papağanlarda görülür. Tukan, kanarya ve dokumacı ispinozlar gibi papağan ailesinden olmayan bazı kuşlar, bu hastalıkta şüphelenilenler arasındadırlar.

Enfeksiyonun nedeni

Proventrikulus dilatasyon hastalığı kanatlı bornavirus enfeksiyonu ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hastalık bulaşıcı olup ve yüksek ölümlere yol açabilmektedir.

Enfeksiyona, tedricen bezli mide, taşlık ve ince bağırsak bölümlerine giden sinirleri tahrip eden bir virüs neden olmaktadır. Hasarın bir sonucu olarak, hayvanın yediği besinin tam olarak sindirimi mümkün değildir. Gıdanın sindirim sisteminde kalmasıyla bakterilerin üremesi ve diğer organizmlerle enfeksiyon tetiklemektedir. PDH lı bazı kuşlarda, aşırı genişleyen bezli midenin yırtılması ve içeriğinin vücut boşluğuna akması, çoğu kez ölümle sonlanan ciddi tablolara yol açabilmektedir.

Hastalığın kuluçka süresi ve nakli

Şu anda naklin nasıl olduğu hakkında kesin bilgilerimiz bulunmamaktadır. Kuluçka süresi sekiz yıl kadar uzun olabileceği düşünülmektedir. Ancak akut salgın vakalarında kuluçka süresi daha kısadır. Bazı hallerde, aynı kafesteki birçok kuşta klinik belirtiler görülebilir. Bazen damızlık olarak kullanılan eşlerden biri ölebilir. Ve hatta takip eden dört ya da beş yıl sonra kafesteki başka ölüm görülmez. Doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalma  birçok kuş için ortaktır. Etkilenen kuşlardan biri herhangi bir semptom göstermeyebilir. PDH, on haftalık yaştaki genç kuşlarda tespit edilmiştir.

PDH klinik bulguları nelerdir?

Enfekte hayvan belirgin bir şekilde depresif, fışkırırcasına kusma,  iştaha rağmen zayıflama, gıda tam sindirilmediğinden gıda bütün tane yem içerir, karında şişlik, kursak pekliği ve genellikle ileri evrede merkezi sinir sistemi belirtileri bir hafta ila bir ay içinde izlenebilir. Bunlar; ataksi, tünemede zorluk,  başta tremor ve felç sayılabilir. Mide rahatsızlığının bazı sinyalleri belirgindir. Aslında önce nöbetlerin görülmesi ilk işaretler olabilir.

Bütün bu semptomlar mevcut olabilir veya olmayabilir. PDH, ölümcül bir hastalık olarak kabul edilmesine rağmen, aylarca devam edebilir.

Sonunda besinlerin etkin bir şekilde sindirimi ve emiliminde sorunlar yaşanmasından, beslenme yetersizliğine yol açılabilmektedir.

Proventrikulus tanısı nasıl konur?

PDH, kurşun veya çinko zehirlenmesi, yabancı cisim yutma ve bazı diğer hastalıkları anımsatarak, kolayca maskelenebildiğinden doğru tanı önemlidir.

Teşhis genellikle anamnez, semptomlar ve bezli midedeki anormal görünüme dayanmaktadır. Ve taşlık çoğu zaman, oldukça normaldir. PDH tanı, bezli mide biyopsi ile yapılır. Ne yazık ki bu biyopsiler kuşun ölümünden sonra birçok kez yapılır. Bazı nadir durumlarda kursaktan da biyopsi yapılabilir. Yetişkin kuşların röntgen muayenesinde genişlemiş bezli midenin görülmesi epey fikir verebilir.

Tedavi

Proventrikulus maalesef hastalığın henüz bir tedavisi bulunmamakta ve prognozu kötüdür. Steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçlar kullanılabilir. Tedaviye 6 ila 12 hafta devam etmelidir. Bu süre için normal vücut ağırlığı, havyanın genel durumu ve beslenme normale döndüğünde ilaç uygulamasına son verilebilir. Tedavinin erken kesilmesi klinik bulguların tekrarlamasına neden olabilir. Özel bir beslenme rejimi gerekebilir. Kuş stressiz bir ortamda tutulmalı ve sekunder bakteriyel (clostridial vb) ve mantar enfeksiyonları önlemek için tedavi gerekebilir.

Proventrikulus, koruma ve kontrol önlemleri alınmalı, enfekte olan bir kuşa katı bir tecrit uygulanmalı ve diğer kuşlar ile doğrudan veya dolaylı temas ettirilmemelidir. Hasta kuşla bir kişi ilgilenmelidir.

Çoğu zaman hayvanlar çok ağır hasta olana kadar herhangi bir semptom göstermemektedirler. Kuşlarda, bir “bekle ve gör” tavrı, daha da kötüsü çok hızlı bir hastalık atağı olabilir. Hastalık şüphesinde hiç vakit kaybetmeden hekime gidilmelidir.

KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda Paramyxovirus Enfeksiyonu(Yalancı veba-Newcastle)

Evcil Kuşlarda Paramyxovirus Enfeksiyonu

Evcil kuşlarda Paramyxovirus enfeksiyonunda etken Paramyxoviridae familyasında yer alan RNA ’ lı ve zarflı bir virusdur. Kanatlı Paramyxovirusları 9 farklı serotipe ayrılmıştır. Papağangillerde PMV-l ve PVM-3 öneme sahiptir. Tüm vücut sekresyonları ile yayılır ve çevrede uzun süre kalabilir. Oral ve solunum yoluyla bulaşır.

PMV-l, tavuklarda Newcastle hastalığı oluşturur ve tüm kanatlı türleri bu virusa duyarlıdır. Bazı ülkelerde papağanlar da zaman zaman düzenli bir şekilde görülür. Buna karşın Avrupa da tavuklardaki aşılama programlarına bağlı olarak nadir görülmektedir. PMV-l’in virülensi Virusun suşlarına göre değişmektedir. Suşlar, civcivler için lentojenik (avirülent hastalık oluşturmaz), mezojenik (virülensi düşük) ve velojenik (virülensi yüksek) olarak üçe ayrılmıştır. Tavuklarda lentojenik olan suş, papağangiller de velojenik olabilir. Tavuklardan izole edilen virusla hazırlanan canlı aşılar ile papağangiller aşılandığında bu durum akılda tutulmalıdır. Bazı ülkelerde PMV-l mesojenik suşlar, aşı üretimi için kullanılmaktadır. Bu tür aşılamalar da latent enfeksiyon oluşabilir ve hastalığın etiyolojisinde göz önünde tutulmalıdır. PMV-l solunum havasında bulanabilir ve inhalasyonla yayılabilir. Fakat oral yolla da bulaştığı unutulmamalıdır. Virus için hedef hücreler, böbrek, merkezi sinir sistemi, sindirim sistemi ve solunum sistemindeki epitelyal hücrelerdir.

PMV-3 farklı tür papağangillerden izole edilmiştir. En sık Grass parakeet, Cockateil ve Lovebird ’lerde görülür. Bu kuşları etkileyen PMV-3 virusu monoklonal antikorlar ile hindileri etkileyen viruslardan ayrılabilir.

Klinik Belirtiler

PMV-l enfeksiyonları perakut seyreder ve ölümden önce klinik belirtiler yoktur. Fakat çoğu olgularda solunum ve bağırsakla ilgili belirtiler gelişir. Kuşlar durgundur ve yem tüketimini azalmış veya durmuştur. Daha sonra denge kaybı, tortikollis, opisthotonus ve tremorlar gibi merkezi sinir sistemi belirtileri oluşur.

Populasyon bazında birkaç kuş merkezi sinir sistemi belirtileri gösterirken, diğer kuşlar hiçbir belirti göstermeksizin ölürler. Suşun virülensine bağlı olarak PMV-1, latent enfeksiyon ya da orta dereceli belirtiler meydana getirebilir. Böyle olgularda kuşlar, ilave belirti göstermeksizin birkaç gün durgun görünürler. PMV-1 insanlara da geçebilir ve şiddetli konjunktivitis oluşturma yeteneğine sahiptir. Direnci düşük veya immun yetersizlik bulunanlarda hastalık daha ciddi seyreder.

PMV-3 enfeksiyonları çoğu olgularda PMV-l kadar ciddi seyretmez. Vakaların çoğunda sadece orta dereceli merkezi sinir sistemi belirtileri oluşur. Populasyonda görülmüş ise özellikle genç kuşlarda ölüm oranı artar. PMV-3 Grass parakeet’lerde her zaman merkezi sinir sistemi belirtileri (tortikollis, dönme) ile birlikte düşünülmelidir. Bu kuşlar iyileşmez. Çünkü bu enfeksiyonda, genellikle pankreatitis gelişir.

Evcil Kuşlarda Paramyxovirus Enfeksiyonunda Tanı

Virus izolasyonu ve virus saptanması amacıyla enfekte doku ve kloaka sürüntü örnekleri kullanılır. İzolasyon ile pozitif sonuçlar birkaç gün içinde alınabilir. Ancak örneğin kesin negatif denebilmesi için birkaç pasaj (3-4 hafta) gerekir. Bu nedenle izolasyon rutin tanıdan çok araştırma amacıyla kullanılır. İzolasyon ve virülens tayini için, civciv embriyo veya tavuk hücre kültürü kullanılır. İzole edilen Virus, hemaglütinasyon ve hemaglütinasyon inhibisyon testleri ile PMV-l ve PMV-3 olarak doğrulanır.

Tanısal amaçla ELISA ve agar jel presipitasyon testi de kullanılabilir. Dokularda ve sürüntülerde virusu saptamak amacıyla PCR veya real-time PCR kullanılmaktadır. Spesifik problarla tip tayini de (PMV-1 ve PMV-3) yapılabilir. Aşı yapılmayan kuşlarda hemaglütünasyon inhibisyon testi kullanarak antikor saptamak daha çabuk tanıya götürür. Bu PMV-1 ve 3’ün ayırımına imkan sağlar.

Sağaltım

Spesifik sağaltımı yoktur. Destekleyici ve belirtilere yönelik sağaltım, hayatta kalmaları için bazı kuşlara yardımcı olabilir. Özellikle değerli ve üretim kuşlarında hiperimmun serum kullanılabilir. Her iki sağaltım yöntemi ile diğer topluluklara Virusun yayılması yada diğer kuşları enfekte etme riski vardır. Hastalık aynı zamanda diğer kuşlar için yüksek bulaşıcılık özelliği gösterdiğinden, genellikle ötenazi tavsiye edilir. Merkezi sinir sistemi belirtileri ilerlemez.

Koruma

Papağanlar cansız aşılarla (tavuk yada güvercin aşıları) aşılanmalıdır. Çünkü zayıflatılmış canlı aşılar risk oluştururlar. Canlı aşılar, saha suşunu inhibe ettiğinden acil bir aşılama olarak düşünülmektedir. Çoğu ülkelerde PMV-1 için aşılama kuralları vardır. Hindilerde PMV-3 için aşı bulunmaktadır ve papağanlar için de kullanılabilir.

KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda Kusma ve Geri Çıkarma

Evcil Kuşlarda Kusma ve Geri Çıkarma


Evcil kuşlarda kusma ve geri çıkarma, kuşlarda kusma birçok hastalıkta görülebilir. Vakit kaybetmeden bir hekime gidilmelidir. Yediklerini geri çıkarma ve kusma genellikle kuşlarda sık görülen semptomlardır. Yediklerini geri çıkarma ağız, yemek borusu, ya da kursak içeriğinin şiddetli dışarı atılmasıdır. Kuş başını ve boynunu sık sık öne doğru reverans yapar gibi uzatarak gıdayı geri çıkarır. Kusmuk sindirilmemiş ve içindeki taneler olduğu gibi kalmıştır. Yediklerini geri çıkarma genellikle normal bir davranıştır. Kusma bezli mide, taşlık veya bağırsak içeriğinin çıkarılmasıdır. Kusma, tükürme eyleminden çok daha fazla olup kuş iki yana başını sallar. Bu eylem bir hastalık belirtisidir ve derhal değerlendirilmesi gerekir. Ne yazık ki, geri çıkarma mı, kusma mı olduğunu ayırt etmek genellikle zordur.

Evcil Kuşlarda Kusma ve Geri Çıkarma Neden Kaynaklanmaktadır?

Yediklerini geri çıkarma ve kusmanın enfeksiyona göre değişen birçok nedeni bulunmaktadır. Bir kısım nedenler aşağıdaki tablodadır:

Nedenler:

Enfeksiyonlar;

  • Bakteriyal: Mycobacterium, Megabacteria, Pasteurella, Salmonella ve birçok gram negatif, gram pozitif bakteri
  • Fungal: Candida, Aspergillus, Maya
  • Viral: Pacheco hastalığı, polyomavirus, çiçek virusu, papillomatosis, Papağan Gaga ve Tüy hastalığıAdenovirus, Herpes virus, Paramyxovirus
  • Parasiter: Capillaria, Plasmodium, Tenyalar, Trichomonas, Giardia, Yuvarlak kurtlar, coccidiosis
  • Diğer: Kursak genişlemesi, Sendromu,

Gram negatif bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar en sık nedenlerinden biridir. Stres, başka bir hastalık, gıda veya suyun dışkı kontaminasyonu genellikle küçük kuşlarda sekunder ve en önemli nedenlerinden biridir. Keza bazı durumlarda apse oluşabilir. Sekunder Candida bir hastalık olarak Trichomonas özellikle muhabbet kuşlarında önemli bir nedenidir. Çiçek virusu ve tenyalar olgularında da sık görülür.

Diğer Organ Hastalıkları

  • Kalp Hastalığı
  • Karaciğer Hastalıkları
  • Pancreatitis
  • Böbrek Hastalıkları
  • Diabetes mellitus
  • Peritonitis
  • Septisemi
  • EleKtrolit Dengesizliği
  • Travma

Kalp hastalığıTukan (Ramphastidae ailesi) vemina kuşlarında (Sturmidae ailesi) daha sık görülür. Özellikle muhabbet kuşu karaciğer yağlanması ve hepatit, birçok kuş türünün ortak bir nedenidir. Uçarken bir pencere veya aynaya çarpma, keza başka bir hayvanın ısırması sonucu oluşan travmalar iç kanamaya da enfeksiyon neden olabilir.

Beslenme Bozuklukları

  • Yüsek proteinle beslenme
  • Hipervitaminosis D
  • Hipovitaminosis A
  • Hipovitaminosis E or selenium yetersizliği
  • Demir düzeyinin yüksekliği
  • Gıda alerjileri
  • Yiyecek ısısı ve kıvamındaki hatalar
  • Oburluk
  • Ani diyet değişiklikleri

Genç kuşlar yiyeceklerin özellikle sıcaklık ve kıvamı ve bir kerede verilen miktarına duyarlıdır. Uzun bir süre boyunca anormal vitamin düzeyleri soruya yol açabilmektedir. Yüksek proteinli diyetle beslenen sultan papağanlarında sık rastlanan nedenler arasındadır.

Zehirlenmeler

  • Ağır metaller: arsenic, copper, lead, zinc
  • Bitkiler
  • Gıda: Çıkolata, nikotin, tuz, küflü ya da bozuk gıda, avokado, alkol, sigara
  • Pestisid / insektisidler: carbamate, lindane, organophosfat, rotenone, arsenik
  • Ev ürünleri: Kolekasiferol (D vitamini), ispirto, klor, teflon zehirlenmesi, deterjanlar, çam yağı, alüminyum klorid (deodorantlar), potasyum klorid (kibrit), nitrat, fosfor, talyum

Çinko ve kurşun zehirlenmesi sık karşılaşılan nedenlerdir. Isıtılmış tava, tencere vb mutfak ve ütü masası örtüsü gibi teflon kaplı malzemeler çok zehirlidir.

Gastrointestinal Hastalıklar; Tıkanma veya Kabızlık

  • Guatr
  • Askites
  • Aerofajia (hava yutma)
  • Kursak sorunları: Sıkışma, durgunluk, yangılar
  • Egg binding
  • Gastroentestinal sorunlar: yabancı cisim invajinasyon, bağırsak düğümlenmesi, daralma, fıtık, ileusta grit tıkanması, ülser
  • Yemek borusu daralması
  • Tümörler: papilloma, miyom adenoma, fibroma

Guatr muhabbet yaygın olup göğüs ya da karın içinde yer kaplar ve sindirim sistemi üzerinde baskı yapabilmektedir. Elle beslenen yavrularda ve genç kuşlarda kursak sorunları daha sık görülür. Ağızda papillomlar da yaygındır. Özellikle kanaryada yumurtlama zorluğu ve tıkanması daha sık nedenidir.

İlaç Reaksiyonları

  • Antibiotikler: doxycycline, polymixin B, trimethoprim sufadiazine, sulfadimethoxine, enrofloxacin
  • Antiparasitler: fenbendazole, praziquantel, levamisole
  • Anti-fungaller: fluconazole, itraconazole, ketoconazole

Sadece hekimin doğrudan gözetimi altında kuşa ilaçlar verilmeli ve talimatlara uyularak yakından izlenmelidir.

Davranış Hal ve Tavır

  • Araç tutması
  • Kur yapma
  • Heyecanlanma ya da stres
  • Normal yavruluk dönemi davranışı

Diğer kuşlara, ayna, oyuncak ve hatta sahiplerine yaranma,kur yapma sık görülen davranışlardır.

Evcil Kuşlarda Kusma ve Geri Çıkarma Sendromun Tanısı Nasıl Yapılır?

Yediklerini geri çıkarma ve kusmayı bir birinden ayırt etmek çok zor ve kesin bir nedenini belirlemek bile çok güç olabilir. Hekim çok detaylı tam bir anamnez ister.

Bunlar:

  • Başlama zamanı,
  • Ne sıklıkla olduğu,
  • Sahibince hastalığın fark edilen diğer belirtileri,
  • Olgunun belirli bir olayla ilgili olup olmadığı, örneğin; oyuncaklar ile oynarken, yemek yedikten sonra gibi,
  • Hayvan nelerle beslenmekte,
  • Kuş nasıl bir ortamda yaşamakta,
  • Sağlık koşulları nasıl,
  • Gıdalar, ev eşyaları, toksinler ve diğer kuşlar maruz kalma gibi olası nedenlere ulaşım imkânı,
  • Varsa diğer kuşların durumu,
  • Kuşa ilaç veya destek ürünler veriliyor mu?
  • Herhangi bir kur ya da yuva yapma gibi üreme davranışı sergiliyor mu?
  • Geçmişte veya hâli hazırda başka bir hastalık söz konusu mu, tedavi yapıldı mı?
  • Tanı için, kuşun dikkatli gözlemi ve tam bir fizik muayene. Eğer mümkün olursa hayvanın kafesiyle birlikte hekime götürülmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman önemli ipuçları elde edilebilir. Tam kan sayımı, kan analizleri, parazitlerin tespitine yönelik fekal muayene gibi birçok laboratuvar incelemesine ihtiyaç duyulur.
  •  

Kusma veya Yediklerini Geri Çıkarma Tedavi Edilebilir mi?

Kusmanın tedavisi altta yatan nedene bağlı olarak önemli ölçüde değişecektir. Isının stabil tutulması, su kaybının önlenmesi ve tedavisi, beslenme yönetimi değişiklikler (bazen kesintili öğünler halinde besleme gerekli olabilir) şeklinde destek tedavisi çok önemlidir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak, kuşun sürekli hekim gözetiminde tutulması gerekebilir.

Diğer tedaviler şunlar olabilir:

  • Varsa enfeksiyonların tedavisi,
  • Diyet değişikliği,
  • Diğer organların hastalıklar için uygun bir tedavi sağlayarak ortamda ve / veya kuşta ki toksik maddeyi bertaraf etme,
  • Yabancı bir cisim veya tümörün ve diğer bağırsak tıkanıklıklarını ortadan kaldırmaya yönelik cerrahi veya endoskopik müdahale.
  • Eğer kuş sıkça geri çıkarıyorsa ve nedeni davranışsal olduğu belirlenmişse, geri çıkarmasının odağı olan oyuncaklar veya aynayı kaldırmak yararlı olabilir.
KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda A Vitamini Yetersizliği

Evcil Kuşlarda A Vitamini Yetersizliği

Evcil Kuşlarda HipoVitaminosis A (A Vitamini Yetersizliği), bilindiği üzere A vitamini yağda eriyen bir vitamindir. Bir antioksidan olup, dokuların oluşumu, gelişimi ve onarımında katkıda bulunur. Keza gözlerduymaderikemik ve mukoz membranlarının düzgün işlemesi için önemlidir. Kaynağı çoğu meyve ve sebzelerdir. Ancak çok sayıda tohum vitamin A yönünden fakirdir.

A vitamini yetersizliği ya da kuşlarda hipovitaminosis A kuşlar sadece tohum / tane yemle beslendiklerinde çok yaygın ve potansiyel bir felakettir. Tamamen tohumlarla veya tohum ağırlıklı bir diyete mahkûm edilen kuş yetersiz beslenme sonucu bakteriyel, viral veya fungal enfeksiyonlara daha hassas hale gelmiş olur. Müdahale edilmez, geç kalınır veya kuş kendi haline bırakılırsa ölüm sürpriz sayılmaz. Kuşlar vitamin A yönünden zengin meyve ve sebzelerle beslendiklerinde kuşlarda hipovitaminosis A kolayca önlenebilir.

Vitamin A yetersizliği hastalığa nasıl sebep olmakta?

A vitamininin en önemli etkisi solunum, sindirim ve üreme gibi organ ve dokular üzerinedir. A vitamini düzeyi yetersiz ya da olmayan bir beslenmede, ilgili hücreler değişikliğe uğrayarak mukoz salgılanması aksar ve böylece canlının mikroorganizma istilasına karşı savunması kritik bir çizgiye ulaşmış olur. Daha sonra mikroorganizmalar saldırır ve organizmada çoğalmaya başlarlar. Sonuçta vücut sistemi öncelikle etkilenir. En sık olarak da solunum sistemi risk altındadır.

Öncelikle ağız ve dilde küçük beyaz lekeler veya plaklar dikkati çeker. Hastalık ilerledikçe bu plaklar büyür ve apseleşir, nihayet kuşa çok ağrı vermeye başlar ve yem yiyemez olur. Apseli plakların büyüklüğüne bağlı olarak, burun deliklerinin son kısmını daralır veya tıkanabilir. Bunun sonucu da ağzı açık nefes alır, başka bir ifadeyle güç nefes alır. Yine tıkanma sonucu burun akıntısı ve göz çevresinde aşırı şişme dikkati çeker.

Evcil Kuşlarda HipoVitaminosis A Diğer Bulguları Nelerdir?

Hapşırma, burun akıntısı, hırıltılı solunum, kabuklu ve / veya tıkalı burun delikleri, uyuşukluk, depresyon, ishal, yumurtlama güçlüğü ve yumurtlayamama, kuyruk sallama, iştahsızlık, zayıflama, tüylerde donukluk, gözlerde şişlik, çapaklanma, ıkınma, pis kokulu nefes, ağızda beyaz lekeler veya sümüksü içerik gibi semptomları saymak mümkündür. Bunların çoğu, kuşun çok hasta ve acil bakıma ihtiyacı olduğuna işaret etmektedir. Bu belirtiler aniden ortaya çıkmaz, birkaç haftadan ay içinde oluşmaktadır.

Hipovitaminosis A Tedavisi Nasıl Yapılır?

A vitamini takviyesine hemen başlamak gerekir. Diğer bir tedaviye ihtiyaç olup olmadığı hastalığın seyrine ve şiddetine bağlıdır. Önemli bir sorun ve en fazla tehdit eden durum genellikle A vitamini eksikliğinin sekonder mikrobik enfeksiyon olduğundan, derhal tedavi edilmelidir. Tanı ve erken müdahale edilirse, kuştaki hastalık genellikle uzun süreli etkileri olmaksızın tedavi edilebilir.

Evcil Kuşlarda Hipovitaminosis A Önlenebilir mi?

Kuşlarda Hipovitaminosis A önlenmesinde uygun bir diyetin önemi yadsınamaz. Genel olarak, çoğu kuşlar % 65-80 formüle edilmiş gıda, % 15-30 sebze ve kalanı meyve ve kabuklu yemişlerden oluşan bir diyetle beslenmelidir. Bazı türlerin özel beslenme ihtiyaçları olduğundan hekime danışılmalıdır. A vitamini yüksek olan meyve ve sebze listeleri aşağıda verilmiştir. Genel kural; sarı, turuncu renkli meyve ve sebzeler, vitamini A düzeyi düşük, koyu yeşil yapraklı sebzeler A vitamini açısından çok zengindir.

Zengin Vitamin A İçeren Besinler

  • Brokoli yaprak ve çiçekleri
  • Kavun
  • Havuç
  • Lahananın yeşil yaprakları
  • Mango
  • Nektarin
  • Papaya
  • Maydanoz
  • Şeftali
  • Tatlı patates
  • Ispanak
  • Şalgam
  • Sarı kabak

Vitamin A dan Fakir Besinler Kayısı

  • Elma
  • Muz
  • Mısır
  • Üzüm
  • Marul
  • Turunçgiller
  • Yaz kabağı
  • Beyaz Patates
KÜMES HAYVANLARI BAKIMI VE SAĞLIĞI KUŞ BAKIMI VE SAĞLIĞI
Evcil Kuşlarda Hipotiroid Hastalığı

Evcil Kuşlarda Hipotiroid Hastalığı

Evcil kuşlarda Hipotiroid, Tiroit bezinin yeterli düzeyde hormon üretememesine denir. Yani tiroit bezinin vücut için gerekli olan özellikle büyüme, hücre gelişim aktiviteler üzerinde rol oynayan tiroit hormonun az salgılanması ya da hiç salgılanmamasına hipotiroidizm ya da hipotiroid denir.

Kuşlarda Hipotiroid Klinik Semptomlar

Tirodistli evcil kuşlarda tüyün kalitesi ve tüyün renklerinde değişiklikler görülür. Siyah, gri ve sarı tüyler kırmızıya doğru dönmüşlerdir. Tüyler normalden daha uzun ve daha sivri uçlu olur ve tüy gövdesinin üst yarısında ve tüyün ortasında bulunan pannisiyöz yapı normalden daha azdır. Benzer sendrom, hipotiroid şüphesi olan galah’larda da görülür. Bu kuşlarda uzun ve dar primer uçuş tüyleri gelişir ve gri tüyler pembekırmızı renge döner. Aynı zamanda, normalde pembe renkte olan tüylerin renk yoğunluğu artar.

Evcil kuşlarda Hipotiroid olduğu doğrulanmış ve bir yıldan daha uzun süredir tüy değiştirmeyen bir obez scarlet macaw ’da kaşıntılı olmayan tüy dökülmesi, hafif nonrejeneratif anemi, hafif lökositozisheterofilihiperkolesterolemi ve seyrek tür yapısı şekillenmiştir. Tiroksin tedavisine iyi yanıt alınmıştır.

Evcl kuşlarda Hipotiroid şüpheli Lutino sultan papağanlarında renk yoğunluğunda artış ve tüy gövdesindeki yapıların eksik oluşu, tüyün yoğun sarı renkte ve yağlı görünmesine neden olmuştur. Üst gaga genellikle aşırı uzamıştır. Karaciğer fonksiyon testleri çoğunlukla normal olmakla beraber, kolesterol seviyesi yükselmiştir.

Hipotirodizimin Tanısı Nasıl Konur?

Hipotirodiz çok fazla tanınır. Tanı güçtür çünkü dinlenmiş haldeki kuşlarda T4 seviyesi (5-15 ng/ml), memelilerdekiden çok düşüktür ve kuşlardaki bu T4 değeri çoğu laboratuvar teknik ve ekipmanlarının Ölçebileceği limitin altındadır.

Ayrıca kuşlardaki T3 değeri (0.5-4 ng/ml) tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesinde T4 kadar önemlidir. Bu nedenle tiroid bezinin sağlığının değerlendirilmesinde sadece T4 düzeyinin belirlenmesi doğru olmayabilir. Normal bir kuşta T4 ve T3 değerlerinin yarı ömrü memelilerden kısa olduğundan bu hormonların düzeylerinde gün boyu önemli değişiklikler oluşur.

Bu hormonların düzeyinde mevsimlere göre de önemli değişiklikler görülür. Örneğin ilkbahar mevsiminde bu bu hormonlar en yüksek bazal değere ulaşırlar. Bu nedenle hipotiroidizinin tanısının doğrulanmasının en doğru yolu tiroid stimule edici hormona (TSH) alınan yanıtın yetersiz olduğunun gösterilmesidir (Not: kanatlı TSH için ticari bir preparat yoktur, bu nedenle memeli TSH’ı kullanılır). Bu testi yaparken öncelikle T4 düzeyi belirlenir, sonra kuşa 1 IU/ kg dozunda TSH uygulanır ve 4-6 saat sonra T4 düzeyi yeniden ölçülür. Normal bir kuşta TSH enjeksiyonu sonrası T4 düzeyinde başlangıç değerine göre oluşan 2.5 kat ve daha yüksek bir oranda gerçekleşen artış TSH enjeksiyonuna pozitif yanıt olarak değerlendirilir.


Evcil kuşlarda Hipotiroid, Tiroit bezinin yeterli düzeyde hormon üretememesine denir. Yani tiroit bezinin vücut için gerekli olan özellikle büyüme, hücre gelişim aktiviteler üzerinde rol oynayan tiroit hormonun az salgılanması ya da hiç salgılanmamasına hipotiroidizm ya da hipotiroid denir.

Kuşlarda Hipotiroid Klinik Semptomlar

Tirodistli evcil kuşlarda tüyün kalitesi ve tüyün renklerinde değişiklikler görülür. Siyah, gri ve sarı tüyler kırmızıya doğru dönmüşlerdir. Tüyler normalden daha uzun ve daha sivri uçlu olur ve tüy gövdesinin üst yarısında ve tüyün ortasında bulunan pannisiyöz yapı normalden daha azdır. Benzer sendrom, hipotiroid şüphesi olan galah’larda da görülür. Bu kuşlarda uzun ve dar primer uçuş tüyleri gelişir ve gri tüyler pembekırmızı renge döner. Aynı zamanda, normalde pembe renkte olan tüylerin renk yoğunluğu artar.

Evcil kuşlarda Hipotiroid olduğu doğrulanmış ve bir yıldan daha uzun süredir tüy değiştirmeyen bir obez scarlet macaw ’da kaşıntılı olmayan tüy dökülmesi, hafif nonrejeneratif anemi, hafif lökositozisheterofilihiperkolesterolemi ve seyrek tür yapısı şekillenmiştir. Tiroksin tedavisine iyi yanıt alınmıştır.

Evcl kuşlarda Hipotiroid şüpheli Lutino sultan papağanlarında renk yoğunluğunda artış ve tüy gövdesindeki yapıların eksik oluşu, tüyün yoğun sarı renkte ve yağlı görünmesine neden olmuştur. Üst gaga genellikle aşırı uzamıştır. Karaciğer fonksiyon testleri çoğunlukla normal olmakla beraber, kolesterol seviyesi yükselmiştir.

Hipotirodizimin Tanısı Nasıl Konur?

Hipotirodiz çok fazla tanınır. Tanı güçtür çünkü dinlenmiş haldeki kuşlarda T4 seviyesi (5-15 ng/ml), memelilerdekiden çok düşüktür ve kuşlardaki bu T4 değeri çoğu laboratuvar teknik ve ekipmanlarının Ölçebileceği limitin altındadır.

Ayrıca kuşlardaki T3 değeri (0.5-4 ng/ml) tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesinde T4 kadar önemlidir. Bu nedenle tiroid bezinin sağlığının değerlendirilmesinde sadece T4 düzeyinin belirlenmesi doğru olmayabilir. Normal bir kuşta T4 ve T3 değerlerinin yarı ömrü memelilerden kısa olduğundan bu hormonların düzeylerinde gün boyu önemli değişiklikler oluşur.

Bu hormonların düzeyinde mevsimlere göre de önemli değişiklikler görülür. Örneğin ilkbahar mevsiminde bu bu hormonlar en yüksek bazal değere ulaşırlar. Bu nedenle hipotiroidizinin tanısının doğrulanmasının en doğru yolu tiroid stimule edici hormona (TSH) alınan yanıtın yetersiz olduğunun gösterilmesidir (Not: kanatlı TSH için ticari bir preparat yoktur, bu nedenle memeli TSH’ı kullanılır). Bu testi yaparken öncelikle T4 düzeyi belirlenir, sonra kuşa 1 IU/ kg dozunda TSH uygulanır ve 4-6 saat sonra T4 düzeyi yeniden ölçülür. Normal bir kuşta TSH enjeksiyonu sonrası T4 düzeyinde başlangıç değerine göre oluşan 2.5 kat ve daha yüksek bir oranda gerçekleşen artış TSH enjeksiyonuna pozitif yanıt olarak değerlendirilir.

Hipotiroidizmin tanısında destekleyici bulgular, hiperkolesterolemitrigliseritkaraciğer enzimlerinde yükselme ve hafif nonrejeneratif anemidir. Büyük kuşlarda tiroid bezinin endoskopik biyopsisi hipotiroidizmin tanısına katkı sağlar.

Evcil Kuşlarda Hipotiroid Tedavisi Nasıl Yapılır?

Obeziteye karşı ciddi bir diyet uygulanmasına karşın kilo kaybı şekillenmeyen, kötü kalitede tüyleri olan ve tüy değişiminin seyrek meydana geldiği obez kuşların, laboratuvar doğrulaması olmamasına karşın, tiroksin tedavisine olumlu yanıt verdiği görülmüştür. Tiroksin uygulamasının başlangıç dozu ağızdan olmak üzere 12 saatte bir Veteriner Hekimizin önerdiği dozlarda olmalıdır. Bununla birlikte, kuşlarda tiroid hormonu tedavisinin ideal uygulanmasını göstermek için şu anda hiçbir farmakolojik verinin bulunmadığı da unutulmamalıdır. Ayrıca, tiroid takviyesine pozitif bir yanıt, kuşlarda hipotiroid teşhisini doğrulamaz.

Cart

Your Cart is Empty

Back To Shop